ANA SAYFA / ANA SAYFA / RİGVEDA (KORHAN KAYA’YA MEKTUP) – Seda ZENGİN

RİGVEDA (KORHAN KAYA’YA MEKTUP) – Seda ZENGİN

Sayın Korhan Kaya’ya…                                                                                                                                   

Ant olsun temaşaya
Ve sözün başına
Ve zihinden uçuşuna güvercinin
Ki bir kelime var kafeste

 Ve dedim onlara:
Kim bir bahçe görürse tahtanın hafızasında
Ebedî, coşku ormanının esintisinde kalacaktır yüzü
Kim dost olursa hava kuşuyla
Düşü olacak dünyanın en huzurlu düşü
Zamanın parmak ucundan ışık toplayan
Açar ah ile pencerelerin düğümünü.

(Sohrab Sepehri/Temaşa Suresi)

 

Yaklaşık 4 ay süren Rigveda yolculuğum sona erdi; hiç bitmesini istediğim bir açıklıktı. Saf edebiyat arayışı ile girdiğim bu yolda, ozanların ilk hayal güçlerinin tazeliğini ve şiirin, elbette aynı zamanda edebiyatın da dünya dışı ortamlardan yayılan sonsuz olasılıklarını buldum. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, ne kadar yazılırsa yazılsın;  bu sayısız olasılıkların ancak ve pek azının açıklanabileceğini, yazdıklarımı, dünyanın dört tarafındaki edebiyat ustalarının tüm kalpleriyle onaylayacağını düşünüyorum.

Son sayfayı kapattıktan sonra, önsözünüzü tekrar okudum. Kesinlikle söylemeliyim ki; bezdirici tekrarlar ve muğlak anlamlar beni hiç mi hiç bıktırmadı, durdurmadı. Aksine o nakaratların ve bilmecelerin soru işaretleriyle, şaşkınlığıyla dikkatimi eksik toparlayacak olmanın telaşına düştüm; bu yüzden satırların arasına daha güçlü girmeye çalıştım.

Bazen yeryüzüne çökmüş, çok küçük bir noktadaki detayların dantelini sabırla işlerken; bazen de dizginlerinden fırlamış zekâmla, atlar gibi çok hızlı ve acil olarak gökyüzüne koşarken buldum kendimi. Marut ordularıyla yan yana hava sularında at sürmenin, her şeyi bütünüyle alt üst eden ayrıcalığında şimdiki zamanımı bükerek yaydım. Bizim bu fark etme kabiliyetimiz, Varuna’nın gözlerinin sayısını bulunduğumuz dakika içerisinde daha da artırıyor olmalı.

Kitap boyunca sabretmeyi ve coşmayı öğrendim ve sonra yeniden unuttum. Sakinliklerin, aynı zamanda coşku alanlarının benzerlik ve farklılıklarının renklerini, ara renklerinin her tonuyla birlikte habersiz çekilmiş fotoğraflar gibi tek tek orta havada yakaladım. Emek verilmiş bu iyi çeviri sayesinde elde edilmiş bu eşsiz albüm için teşekkür etmek hiç yeterli olur mu?

Gece kara uzuvlarıyla, gündüz ise parlak uzuvlarıyla kadim zamanlardan beri yeryüzünün çevresinde dönüp durur(R.V, 1, LXII, 8’den)’ken tüm o tanrıların adlarını, soyadlarıyla birlikte öğrendim. Hafızama başka bir dilde yerleşen bu güzel sıfatların hissettirdiği sıcak duygu, anadilimin verdiği güven duygusundan hiç de farklı değildi!

Artık göğün güzel kızının, en geniş adımların sarsıcı izlerinin; kahraman, parlak orduların ışıltısının, suların destekleyicisinin, eşzamanlı ikizlerin, beceri ile her şeye biçim verenin, şimşek elleriyle gökten yere uzananın, suları tutan kötü varlıkların, yaratıcı boşlukta en önce var olan sözün,  farklı evreleriyle bambaşka işler gören güneşin, aşamalarıyla evlerimizden tanrılara ulaşan daima genç kalan elçinin, bir elin parmaklarıyla düzenlenip akıtılan yaygın sıvıların adını ve soyadını biliyorum. Yerküreyi binlerce çeşit uzuvlarıyla kolayca değiştiren bu uzun liste, evrenin bilemeyeceğimiz köşelerinin günlük haberlerini; üç bin beş yüz yıldır her gün dur durak bilmeden iletiyor.

Yolculuk sırasında fen ve sosyal bilimlerin birbirleriyle buluştuğu durakları, ayrıldıkları köşe başlarını izledim. Farklı bilimsel disiplinlerde çalışmalar yürüten her araştırmacının Rigveda’da kendi konusuna dair incelemeye değer yeni teoriler saptayabileceğine inanıyorum.

Bir fizikçi onda kuantum mekaniğinin cevaplarını veya yeni sorularını bulabilir; madde ve ışığın en değerli belirsizliklerini yakalayabilir. Tamamı Soma Pavamāna’ya adanan 9. Kitap boyunca “akmak” fiilin dilbilgisinin sınırlarından çıkıp akışkanlar mekaniği ’ne doğru nasıl yol aldığını görmek şaşırtıcıydı!

Bir matematikçi, hesaplamaların sayılar dünyasından kaç kere doğmuş olabileceğini; basit ve karmaşık denklemlerin kaç defa bozulup, kaç defa yeniden yapılabileceğini fark edebilir.

Bir mühendis onunla evrende göğü ve yeri destekleyen yapı elemanlarının, yayılan ve toparlanan katı veya sıvı katmanların en karmaşık hallerinden, netleşen daha sade dünyalar yaratabilir. O zaman yapmak ve yıkmak; doğmak ve ölmek arasında sürekli işleyen çift şeritli alternatif bir çevreyolu gibi tüm coğrafyamızı sarabilir. Bu kucaklaşmayla haritalar silinip yeniden çizildikleri her yerde ve her zamanda soluk, saydam yüzlerinin gölgesiyle birlikte, çok eski atalar diyarının görüntülerini gözlerimizin önüne serebilir. Rigveda’dan sığ odamın duvarlarına yansıyan her haritanın, bu eski ve yeni biçimlerinin o göz alıcı sadeliği; hem huzur hem de endişe vericiydi!

Bir doktor ondan şifa veren bitkilerin köklerinden çıkan farmakolojik formüllerin, metabolizmaya uğramadan önceki hikâyelerini dinleyebilir. Tıp bilimi;  taş, toprak ve suyun basit bir bitki sapından, güçlü bir tanrının hükmüne dönüşen en eski tedavi yöntemleriyle yeniden başka bir biçimiyle ortaya çıkabilir. Sağlığı veren her şifa elamanının bir tanrının dokunuşunda yaygınlık kazanması hastalıklarımızın ne kadarını sağaltabilirdi?

Bir kimyacı onda su moleküllerinin yapıtaşlarını, mevsimsel döngülerle dönüşüme uğrayan maddenin her türlü özelliklerini görebilir; örneğin koparmak için kuvvetli ekzotermik enerji gerektiren hidrojen bağlarının büyük gücünü yakalayabilir. “Ey Varuna, beni bağlayan yukarıdaki, ortadaki ve aşağıdaki bağları çöz.” (R.V, 1, XXIV, 15)  Damıtmadan geçip saflığa ulaşmak için gücümüzün uykudaki halini güvenli yatağından çıkarmak gerekmiyor muydu?

Bir biyolog Rigveda’da; hücre içi in vivo koşullardan, hücre dışı in vitro şartlara uzanan molekül alışverişinde; kararlı bir ortam sağlanmasında gerekli yeni dengeler bulabilir.  Bakışlarımı mikroskobun 10x 40 büyütmeli objektifinden, göksel tanrıların yüzlerine çeviren kutsal yasa kuralları; henüz yapılmamış yeni bir uzay aracına binmek gibi heyecan vericiydi.

Yaratılış ilahilerinden bangır bangır seslenen embriyoloji; dünyanın tohumunu inceleyip, her evresini gözetmem için avuçlarıma bırakıveriyordu…Tüm tanrıların birlikte göründüğü suların üstündeki ilk tohum neydi? (R.V 10, LXXXII, 5) Akla hayale sığmayacak bir rahim yatağının içinde büyüyen fetüs haldeki ilk yerkürenin, nasıl ve nereye doğabileceğini düşünmek; hayal gücümüzü yerinden oynatıp, her şeyi süpürüp silen bir rüzgârı ve çaresizliği içeri aldı! “Bu canlıları yaratanı bulamayacaksınız; içinizden başkası doğdu. Sis perdeleriyle kaplı bu durum karşısında ilahiyi düzenin ağzı kekeler ve tatmin olmamış halde dolaşır durur.” (R.V 10, LXXXII, 7)

Ve Rigveda sesler dünyasında, müziğin geçişini düzenleyen bir orkestra şefi yönetimindeki profesyonel müzik defterlerinde,  yepyeni nota değerleriyle bir daha yazılıyor. Tanrı şeflerin büyük yasayı düzenleyen vuruş ve ritimlerinde, ölçü ve ölçeklerin aritmetik süresi bir kez daha hesaplanıyor. Benim de kendime küçük bir Rigveda müzik terimleri sözlüğü yapmama kim engel olabilirdi ki!

Akustik:  geniş yürüyen, geniş adımlayarak dünyayı dolaşan Vishnu. “Vishnu dünyayı boydan boya adımladı.  Ayağıyla üç kez ekti ve her şey ayak izinin tozunda çoğaldı.” (R.V, 1, XXII, 17)

Andante : Ushasın her gün karanlığı itekleyip aydınlığı getirdiği orta yavaşlıktaki tempo.

 Arya : Kadim Rishilerin insan için oluşturdukları besteler, seslendirdikleri şarkılar; sunulmuş kurbandan doğan ilahîler, melodiler ve şiir ölçüsü.

Coda: Dünyanın şarkısının sonu, bitiş bölümü; Kalā Yama’nın sonlandırdığı kader.

Kuartet: Dünyamızı saran dört yön, dört çalgı, dört ses için Vişvedevalar tarafından birlikte seslendirilen müzik.

Oktav:  Aditi’nin kendi bedeninden yarattığı sekiz sesli aralık, sekiz ok:

“Aditi’nin kendi vücudundan yarattığı okları sekizdir; yedisiyle tanrıları karşılamaya gitti; Martanda’yı ise uzağa attı.” (R.V, 10, LXXII, 7)

“Böylece Aditi, yedi oğluyla beraber yakın çağı karşılamaya gitti; Martanda’yı yaşam vermek için oraya götürdü ve onu gene öldürdü.” (R.V, 10, LXXII, 8)

 

Opus : Işık ve biçimin yapılandırılışı: “Ey insanlar, ışık olana kadar ışık ve biçim yoktu.  Biçimin olmadığı yerde şafakla birlikte biçim doğdu.” (R.V, 1, VI, 3)

Rapsodi:  Ozanların ruhunu dolduran insan aşkı.

Resital: Söz tanrıçası Vac’ın eşliksiz olarak bilgiyi insana aktaran kişiliği.

“Benim sayemde yiyecek yiyip beslenirler; her insan görür, soluk alır ve söylenilenleri işitir. Bunu bilmez ama bende yaşarlar. Bu açıkladığım gerçeği herkes duysun.” ( R.V, 10, CXXV, 4)

Uvertür: Şarkıları hünerli dokuyucular gibi başlatan, dokuyan ikizler;  Aşvinler, Nāsatyalar.

Ve Rigveda’yı okuduğum dönemde ani bir ölüm haberiyle umutsuzca savruldum. Keder ve gözyaşı içinde; genç arkadaşımın soluğunun bitişini kabul edemedim. Gün ortasında aklımı her taraftan bölen bu kesif acıyı kabul edemedim. Yol ayrımlarını, orta kaldırımları, çarpmanın şiddetiyle yan devrilen otomobilleri kabul edemedim. Sesleri kabul edemedim, yüzleri kabul edemedim. Sözleri kabul edemedim. Ta ki tanrılar bana sükûtun nefesini üfleyene kadar:

Yüz kere de yaşasa, hiç kimse tanrıların yaşamının ötesine geçemez. Dostumun öldüğünü kabul etmeliyim.(R.V, 10, XXXIII, 9)”  ...ve içimi parçalayan o kayalıkların dibinde; hıçkırıklara boğularak dostumun öldüğünü kabul ettim!

Şimdi neredeyse her satırını çizdiğim yüzlerce sayfayla baş başa kalmanın karmaşasını taşıyorum. Önemle çizdiğim her satır için sayfalar dolusu cümle kuracak iradenin üzerimde toparlandığını hissediyorum. Biten bir kitabın son sayfasının başka dünyalara açılan dev bir kapı olabileceğini artık biliyorum. Son satırından itibaren yeniden başlayan bu sonsuz yolculukta ve bu sonsuz şiirin asla bitmeyecek vezninde, kızıl benekli atlarla durmadan yol alıyorum.

“Bir okun tüyleri gibi beni belirli bir güne ayarlasınlar. Ben uygun sözcüğü kavradım ve bir yarış atının dizgininden tutar gibi yakaladım.”  (R.V, 10, XVIII, 14)

Ve çünkü beni de bir okun tüyleri gibi belirli bir güne ayarladılar. Ben de uygun sözcüğü kavradım ve sözcüklerimi işte böyle; bir yarış atının dizgininden tutar gibi yakaladım.

 

Saygılarımla…

 

Seda Zengin, 31.10.18

 

YAZAR: medakitap

mm

Check Also

BOHEM BİR VAKA: EŞEKLER RESİM YAPABİLİR Mİ? – Serdar AYDIN

Montmartre, Paris şehrinin XVIII. bölümünde bulunan bir yerleşimdir. Bulunduğu yer ise, Paris’in yüksek rakımlı tepelerindendir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com