“TANRI VE KRAL İNDRA” ÜZERİNE BİR DENEME – SEDA ZENGİN

Yabancı, yabancı, gitme ve beni bırakma*

paradesee jaana nai

परदेसी जाना नै

 

 

.  ***Ali Asker BAL, “Mitosun Güncelliği: Babil Kulesi”

 

En başından beri en büyük mücadelemiz hayatta kalmak. İlk insandan günümüze asla duraksamadan devam eden varlıksürdürme sanatlarımızın yeryüzündeki silinmez izleri; tarihöncesi devirlerde yaşatılan Tanrılarla onlara atfedilen bin bir çeşitteki imge ve efsanede saklıdır. Birbirini bazen yavaş, bazen hızla; bazen tam, bazen eksik, ama hep tutkuyla ve özlemle kucaklayan İnsan ve Tanrı; en küçüğünden en büyüğüne eski veya yeni, ölü veya diri, milyarlarca yaşam anının kendini sınır tanımayan bir evrende biçimlendirdiği en muhteşem mücevherler olmalı.

Savaşta bizi evimizden eden ve barışta bize yuvamızı bahşeden insancıl ve insanüstü sayısız gücün ya da acizliğin soluk soluğa birbirini kovaladığı bu uçsuz bucaksız evren; geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanımızı birbirine bağlıyor. Tanrı ve İnsanın uzak-yakın mesafeleri omuz omuza kat ettiği bu unutulmuş bağların ardına düşmek, bugün çektiğimiz sıkıntıları anlamamızda, onları çözmemizde ve geleceğimize yön vermemizde büyük fark yaratacaktır. Boşluğu yüceltip alçaltan sayısız kahramanın ölümsüz ruhlarıyla eş güdümlü ilerleyen göksel ve ötesi varlıkların geçit töreni, tarih öncesi çağlardan şimdiki ve gelecekteki dünyalarımıza akmaya her zaman devam edecek.

“Seçkin Hindolog” Korhan Kaya “Tanrı ve Kral İNDRA” adlı çalışmasında bir toplumu var eden ve edecek olan; insan düşüncesinde yaşayan ve yaşatılacak olan ve sonrasında herhangi bir toplumsal kültürün en sağlam temellerini oluşturacak olan en nadide değerlerin, insana en yakın ve en uzak Tanrılarda aranması gerektiğini vurguluyor. Bu eşsiz Tanrılar içinde Hint dünyasının yenilmez koruyucusu, Şimşek elli, hediyeler veren, lütuflar saçan, cömert, her zaman genç ve güçlü Tanrı ve Kral İndra’nın yeri gerçekten bir başkadır! Bu ayrıcalığı özenle ve dikkatle gözler önüne seren çalışmada, yalnızca tek bir Tanrının öyküsünü ya da sorunlarını ve gördükleri işleri değil; aynı zamanda bir toplumun ve belki de tüm insanlığın öyküsünü ve sorunlarını, yaptıklarını ve yapamadıklarını tarafsız kanatlarla baştanbaşa kat edeceksiniz.

İndra’nın macerasının tam olarak nerede başladığı bilinmemekle beraber, ister göç yollarına düşmeden, isterse varılan yeni yerlerde olsun, o ait olduğu ya da olacağı halkların canlı bir aynası gibidir. Bu sihirli kırılmaz aynada; bir şeyler başlayıp bittikçe, zaman ve mekân değiştikçe, insan zihni ve kalbi genişleyip daraldıkça, sıradan ya da olağanüstü olaylar bir görünüp bir kayboldukça, sırlar saklanıp açığa çıktıkça, ortaya çıkan her türden insanlık hallerinin yansıması, bugün bile dikkatle bakıldığında görülebilir niteliktedir.

**Tanrı İndra ya da kral İndra vacrasını belki de ilk kez Vahan (Wakhan) koridorunda şaklatmış ve ilk düşmanlarını oralarda yok ederek işe başlamış idi. Belki de bu yere Vritrahan (Vritra’yı öldüren)’dan hareketle “ Vahan” veya “Wakhan” denilmişti.

Tüm azametiyle Hindikuş ve Pamir dağları arasında uzanan, günümüzde üç ülkenin  (Pakistan, Tacikistan, Afganistan) kesişim noktasında yer alan Vahan Koridorunun İndra’nın ilk yerleşim yeri olduğu ihtimali, her şeyden arınmış, özüyle bir olmuş saf insanın doğayla mükemmel uyuma erişmesinin huzurunu kalbimize dolduruyor. Ulaşması ve hayatta kalması son derece güç olan bu heybetli vadide birbirinden farklı inanç ve yaşam tarzına sahip halkların, bin bir türlü hengâme içinde yüzen dünyadan soyutlanmış bir şekilde, barış içinde devam eden yaşamları, belki de İndra’nın günümüze kadar gelmiş en güzel mirasıdır. Bu esrarengiz koridor, tarih boyunca olup biten onca şeyden, geçip giden onca kültür ve çağdan sonra, bize kalanları tüm renkleri ve derinliğiyle etraflıca kavramamızı sağlıyor. Bâtıni irfan ile kanlı bir kılıcın farkını henüz bilmeyenlere Vahan koridoru, bomboş bir dünyada hızla yuvarlanan varlık ile yokluğun keşfedilecek yeni işaretlerini sunuyor.

Bugün bu bölgede yaşayan ve birbirlerine olabildiğince en uygun şekilde temas edebilmeyi başarmış iki halkın (İsmaili Vahiler ve Sunni Kırgızlar) insanlarından öğrenmemiz gereken çok şey var. Farklı renklerin birbirine karışmadan gönlünce dalgalandığı dağlarda ve ovalarda, hem yerleşik hem de göçebe yaşam yan yana huzur içinde sürüp gidiyor. Çetin doğanın, inançları bile pek uyuşmayan, zıt iki toplumun çatışmasız komşuluğunda rolü var mıdır? Karla kaplı tören ve bayramların çeşitliliği, acı ve tatlı günlerin kendine özgü içeriğinde, öfkenin nasıl dizginlendiğini açıklamaya yeter mi? Donmuş mavi bedeniyle insanlarına liderlik eden İndra’nın, yeni soruları çoğaltan eski varlığı, bulamadığımız cevaplara ulaşmamızda bize yardımcı olabilir.

Yeni yerleşim yerlerinde ve yeni zorlu şartlarda hayata tutunmak için durmadan mükemmel işler gören İndra’nın var olma süreci birbirini meydana getiren benzersiz biçimler halinde devam eder. O hem ait olduğu insan topluluğunun içinden gelmiş, mükemmel komutan, Savaş Reisi ve insanlığın her türden kötülüğe karşı yılmaz koruyucusu İnsan İndradır, hem de insanüstü kudrete sahip, düşmanlarını bir bakışıyla yerle bir eden Tanrı İndra’dır. En az herhangi bir kimse kadar aciz İnsan İndra ile Tanrıların ve Cennetin Efendisi Mahendra ve Maghavan Tanrı İndra; bugün Vahan Koridorunda, vadi boyunca barış ve huzur içinde bir arada yaşamaya devam ediyor.

İsmail’i Vahiler veya Sunni Kırgızlarla bir gün karşılaşırsanız onlara savaşların ve dünyanın uğultusunun hiç uğramadığı topraklarının, taşlarının neye benzediğini sorun; size Tanrı-İnsan İndra’nın ihtişamını ve düşüşünü hatırlatan yüzler göstereceklerdir. Korkunç savaşların ve daha başka herhangi bir kötülüğün ulaşamadığı bir mekân hayal eden insanoğlu, o yeri çok da uzaklarda aramamalıdır.  Alçalıp yükselen değerlerimiz, fırtınaya tutulmuş bilincimiz, gittikçe genişleyip taşan uygarlığımız, tüyler ürperten yaşam savaşımız; bu ince, uzun, aşkın koridorda bir anlık da olsa sessizce soluklanmayı hak ediyor.

İndra’nın en görkemli günleri, Veda döneminde verimli nehir yataklarının bulunduğu bölgelerin etrafında sağ kalma mücadelesi veren, muhtemelen aynı soydan gelmiş göçmen Ariler ile ele geçirilen yerlerde önceden bulunan yerli insan toplulukları arasında geçer. Üstünkörü bakıldığında neredeyse birbiriyle hiçbir ilişkisi olmadığı sanılan Hint ve İran halklarının, henüz birbirinden ayrışıp farklı yollarda ilerlemeden önce tek bir merkezden kendi yerlerine ve tarihlerine yerleşmiş olduklarını, bugün birbirlerini ötekileştirmek veya yok etmek için fırsat kollayan tüm politikalara, tüm meclislere, tüm devletlere ve uluslara önemle hatırlatılmalıdır.

Varlıksürdürme kavgasında en incesinden en kabasına insan davranışının toplumsal içeriği, çalkalandığı garip karşımdan saf okyanuslara döküldüğünde, rengi ve kıvamı iştahla aranan mükemmel içkinin içicileri, hak ettikleri damak tadının kokusunu asla unutmamalıdır. Acı-tatlı suların ayrıştığı ve birleştiği noktalarda ve zamanlarda, sayısız kültürel tabakanın üst üste bindiği, var olmayla yok olmanın birbirini tekrar ettiği edebi dönüşlerde, bir miti oluşturan olayların detayları daha dikkatli gözlerle incelenmelidir. İnsan özelliklerine bürünen bir Tanrı’nın samimiyetinde, toplumun yaşayış, düşünüş ve davranış biçimlerinin tamamı tüm ayrıntılarıyla görüntülenebilir. Bu esrarengiz görüntülere ısrarla ve duyarlılıkla yaklaşmak, çağımızın toplumsal hastalıklarını tedavi etmede önemli bir aşamadır.

Yalnızca geçmişimizi değil, geleceğimizi de net olarak görebilmek adına; efsaneleşen bir Tanrının peşine düşmek, bizi bulunduğumuz dakikadan hızla geleceğe taşıyacak olağanüstü özellikteki bir zaman makinesine sahip olmak demektir. Bu mistik makinenin teknik detaylarını öğrenmek, nasıl çalıştığını, nasıl bozulduğunu, parçalarının tek tek işlevini anlamak, sadece şimdinin değil, sonranın da karanlık sahnelerini tek tek aydınlatmak anlamına gelir***

Yer yer karanlıkta kalsa da İndra’nın izini sürmek, sadece eski toplumun değil, çağdaş toplumların da bilinçaltını gün yüzüne çıkarmakla eş anlamlıdır. Sınırlı veya sınırsız zamanın aşındırdığı gezegenimiz, tarihin geçip giden sayfalarına karşı mürekkebinin akışkanlığını nasıl koruduysa, insanlık da kaybolan hatıralarını ve özsularını korumak durumundadır.

Bütün halkların eşit olduğu daha adil bir gelecek, özgün dil ve kültürlerin kendi döngüsünde ilerlemesine izin verildiği zamanlar; adalet için savaşmak zorunda kalmayan, farklılıkların sorun değil zenginlik olarak görüldüğü büyük meclisler, bizden ne kadar uzak olursa olsun, varılması olanaksız mertebeler değildir. Yabanıl ve barbar atalarımıza bugünkü konforlu yataklarımızı nasıl borçluysak, uzak gelecekte de temel insanlık sorunlarını aşmış, birbirini yok etmek için değil, yaşatmak için mücadele eden, vicdana ve zekâya en büyük değeri atfeden üstün insanlık da bizlere çok şey borçlu olacaktır. İşte İndra’nın çok eskilerde kalan efsaneleri belki de o çok uzak gelecekte inşa edilecek böyle bir dünyanın ilk satır aralarıdır. Bu bakımdan Korhan Kaya’nın Tanrı ve İnsan İndra’yı inceleyen çalışması sadece Hindoloji veya tarihin değil, aynı zamanda sosyolojinin, psikolojinin, teknolojinin, ekonominin ve hatta uzay matematiğinin de konusudur.

Çağlar geçip gitti; Kahramanların ve Tanrıların biri düşüp, diğeri yükseldi, acı düşmanlar, cömert dostlar, kötülükle iyilik, hükmedenle hükmedilen, çatışanla barışan her dakika birbirine eklenerek aklın alamayacağı kadar karışık derin sular ve tabakalar oluşturdu. Ve başlayan her dakika, tükettiği dakikanın onurunu ve utancını, hafızasında kalan efsanenin en hassas yerlerinde tutmaya devam etti. Böylece İndra’nın ilerleyen hikâyesinde artık yeni bir dönem başlayabilirdi:

İranlı akrabalarından ayrılarak kendi yoluna giden Hint Arilerinin karşılaştıkları yerli kültürle hem çatışmasından hem de uzlaşmasından, savaşların şimdilik durgunlaştığı, yerleşik hayata geçilmesinin de verdiği yeni avantajlarla,  dinsel tören ve ayinlerin büyük önem taşıdığı bir dönem açılmış oldu. Ruhsal zenginliğin yer etmeye başladığı yeni toplum düzeninde İndra’nın savaşçı kişiliğine istila zamanlarındaki kadar ihtiyaç olmasa da, Tanrı İndra itibarından pek bir şey kaybetmez. Zira insanlık tarihi en sakin barış zamanlarında bile savaşın her türlüsüne kucak açacak sebepleri bulmakta hiç zorlanmamış, kendisine önderlik edecek bir savaş komutanına her zaman muhtaç olmuştur.

Sapta Sindhu” (Yedi Nehir) dan başlayan Ari yerleşimi, hem orada bulunan yerli kabileler hem de kendi aralarındaki mücadelelerden sonra kıtanın güneyine doğru genişlemeye başlar. Sapta Sindhu, çok sert ve soğuk iklimden gelmiş insan vücudunun ılıman iklim şartlarına ayak uydurmasına imkân vermiş önemli bir bölgedir. Sıcak ve nemli atmosfer koşullarında at süren Marutvan İndra’nın buz kaplı mavi bedeninin dönüşümünü hayal etmek, eriyen suyun buğusunun ormanlardaki yapraklardan insan tenine doğru akışını gerçek kılıyor.

Arabası bulutlar olan, çok kişinin yakardığı, kaleler yıkan, yüz gücü olan, evlerin koruyucusu İndra, ifritlerin kökünü kazıyan tırnaklarıyla mistik dünyaların kapısını tırmaladığında, Hint ve İran Arilerinin yolları birbirinden çoktan ayrılmış bulunuyordu. Artık savaşan insanların değil güzel davranış (sadaçara) sergileyen insanların ülkesi Aryavarta, Hint tarafında kendine özgü tarzı ve ruhuyla kendi toplum düzeninin ilk şekillerini oluşturmaya başlar. Giderek gelişen ve değişen hayat şartlarının ilk ve son biçimi arasındaki farkları ve ortak noktaları daha iyi kavramak için, bir Tanrının değişen pozisyonunu ve çehresini takip ederek ilerlemek bize pürüzsüz bir görüş sağlayacaktır.

Bir taraftan kendi yollarında ilerlerken, diğer taraftan birbiriyle çatışan Hint ve İran Arileri arasındaki ekonomik, sosyal veya siyasi ilişkilerin derecesini ve niteliğini; yine bir tanrının biçim değiştiren yüzünde net olarak görmek mümkün. Tanrıların, insanların ve gökyüzünün efendisi İndra’nın, İran tarafında bir ifrit ilan edilmesi; akraba topluluklar arasındaki savaşların ve çatışmaların en büyük ispatıdır. Kral İndra ile ifrit İndra’nın çağın gereklerini yerine getiren zıtlıklar içerisindeki konumları, bizlere şimdi düşman ya da dost görünenlerin gerçekte kim ve ne olduklarını sorgulatmalıdır.

Düşman dediğim kimdir, dost dediğin nedir, bugün benden farklı ve ayrı duran, dün benimle aynı değil miydi, şimdi benimle aynıymış gibi görünen, yarın benden ayrı düşmeyecek mi? Zamana ve mekâna yönelttiğimiz soruların netliğini, tarihi doğru harflerle ve güzel bir tercümeyle okumanın gerekliliğini; yeryüzünün, gökyüzünün, akan ve duran suların boğası İndra’nın hatırasında buluyoruz. Onu ifrite çeviren karşıt güçlerin cephesinde; güçten düşen şatafatlı bir iktidarın yavaşlayan soluğunu sanki ordaymışız gibi hissediyoruz. Hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında dönen dünyanın gölgeden ışığa değişen farklı zamanlardaki biçimlerini, tek bir yörüngede birleştiren gerçeklik, belki de ancak bir Tanrı’nın iradesinde toplanabilirdi. Beyaz ve siyah derili ulusların zıtlığını tinsel uyuma dönüştüren evrensel çığlığın yankısı, her yerden ve her çağdan duyuluyor.

Kendisi için Soma akıtılan, sonraki yerleşim yerlerine coşkuyla çağrılan İndra, şimdi kurumuş olan Sarasvati nehrinin parlaklığını ve bereketini uzay çağının içindeki yüzyılımızda, mekanizmaları yerle bir eden bir tutkuyla zihnimize geri çağırıyor:

Nesilden nesle aktarılarak gelen güzel davranış Sadaçara’nın kaybını telafi edecek teknolojik ilerlemeyi nerede bulacağız? Ülkede herkesin görev aşkını tutuşturacak ateşi nerede bulacağız? Kıtanın içine doğru akan, tüm ifritleri öldürüp, suları serbest bırakan Vasu’yu nerede bulacağız? Toprağı dönüştürüp insanlar için besin yapan Cömert Ölümsüzler’i nerede bulacağız? Göğün en yüksek katından şu karanlık günlerimize ışık gibi doğacak As(h)ura’yı nerede bulacağız? Tanrıların ve ifritlerin birbirini eksiltip çoğalttığı şehirleri nerede bulacağız? Savaştığımız ve barıştığımız, el ele tutuştuğumuz ve vuruştuğumuz göksel varlıkların kanıtlarını nerede bulacağız? İndra’nın gözlerinin içinde, altın teninde, becerikli parmaklarında hala yaşamaya devam eden Sadaçara, ihmal ve inkâr ettiğimiz efsanelerin büyüsünü, en zor sorularımızın sessizliğine boşaltıyor.

Artık yeni ülkeye yerleşmiş bulunan toplum, yeni inanç, yeni alışkanlık ve yeni davranış biçimleriyle birlikte, eski dönemlerin izlerini ve hafızasını aktaracağı yeni ruhani güç odaklarına yönelir. Brahmanların ve ermişlerin tanrıların gücünü gölgede bıraktığı ve hatta onları kendi kudretlerinin ispat yolu olarak gördüğü bu dönemler, belki de insanın tanrıyla arasına türlü türlü şeyler koyduğu ilk mesafelerdir. Vala’yı öldüren, Vacra taşıyan, büyük hız sahibi, sağlam yayı olan Savaşçı İndra’yı ruhsal İndra’ya dönüştüren hayal gücü sayesinde insan düşüncesinin dolambaçlı ve karışmış yollarını, güçlü bir kartalın keskin gözleriyle kuş bakışı görerek ayırt edebiliriz.

Benzer deneyimler yaşayan tarih öncesi insan topluluklarının, bize anlatılmayan veya yanlış aktarılan tarih sahnelerinin yoğun sisi içinde, ufkumuzu açacak şafakların doğuşunu hala beklediklerini söyleyip duran efsanelere kulak kesilelim, İndra’nın öyküsüne kulak kesilelim. Zamanın dağınık örtüsünden kendi düzenini ve biçimini yaratanlar bu tanrısal şarkıyı işitenlerdir. Geçip giden insan yaşamının tüm yükünü en baştan beri dur durak bilmeden taşıyan tanrılar, dünyaya meydan okuyan, yenilen, yenen, alçalıp yükselen, ayrı birer benlik kazanan ulusların benzerlik ve farklılıklarını görünür bir biçimde tekrarlayıp duruyor.

Dur yabancı gitme! Kalbimin vuruşunda unutulmuş bir şey var, beni sana yakınlaştıran. Beni bırakma! Sarı atı olan, tanrıların en iyisi, dağları yaran Büyük İndra, yaşadığımız ülkenin uzayan gölgelerini kucaklayıp, bir ışık prizması gibi içinden geçirerek, bizi kendi renklerimize kavuşturuyor.

 

*  Hintçe popüler bir şarkı, aynı şarkı Hugo Kant tarafından “The earth dance” adıyla yeniden yorumlanmıştır.
Bknz. https://youtu.be/RZu9Rm4BBdI?si=2aDoHQtEsg46VsHl

**   İNDRA-Tanrı ve Kral, Korhan KAYA, Haziran 2023.

*** Bu zaman makinesinin resmi için bknz.  Ali Asker BAL, “Mitosun Güncelliği: Babil Kulesi” 70X50 cm., Pleksi üzerine dijital baskı, Dantel. 2022

Alt levha: Pieter Brueghel, “Babil Kulesi”, Panel üzerine yağlıboya, 114X155 cm., 1563, Sanat Tarihi Müzesi, Viyana.

Üst levha: Halep’te savaş sırasında enkaza dönmüş bir kamu binası, Suriye, 2016. Fotoğraf: AFP.

https://www.artland.com/artworks/babil-kulesi-bottom-plate-p-brueghel-upper-plate-a-public-building-destroyed-duiring-the-war-in-att

YAZAR: medakitap

mm

Check Also

ORHAN BORAN ve PAPAĞAN’DAN DÜNYANIN ORYANTAL DÖNÜŞÜ’NE – M.MAHZUN DOĞAN

“ORHAN BORAN ve PAPAĞAN”DAN “DÜNYANIN ORYANTAL DÖNÜŞÜ”NE… M.MAHZUN DOĞAN Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir