ANA SAYFA / ANA SAYFA / RESİMLERİMİN ANLAMI – Kerem ŞAHİNBOY

RESİMLERİMİN ANLAMI – Kerem ŞAHİNBOY

Bir ressam hiçbir zaman anlaşılmak arzusuyla resim yapmamalı. Anlaşılmak gibi bir kaygıyı yersiz buluyorum. Anlaşılmak isteseydim, fikirlerimi net cümlelerle yazıya döker ve yayınlardım. Resmimde ifade ettiklerim benim için özel düşünceler ve beklenenin aksine, anlaşılmamalarını istiyorum. Keza o duygular birtakım yaşanmışlıklar ve düşünceleri kodlayarak imgelendirdiğim korsan haritaları gibi benim için. Sadece kendim anlayabilirim ve öyle kalmalılar. Bana o resmimin ne anlama geldiği sorulduğunda duruma göre bir hikâye uyduruveriyorum. Kimi zamanlar uydurduğum hikâyelerin gerçeklik payı da oluyor. Ancak tüm detayları oraya koymak gibi bir motivasyonum hiç olmadı. Nerelerden beslendiğimi, düşüncelerimin ağ haritasını birilerinin eline verme fikri bana çok saçma geliyor.

O resim benim bir dönemimin, başımdan geçenlerin farklı imbiklerde damıtılarak, renklendirilerek tuvale aktarılmış hâlidir. O kırmızının, o turkuazın ve sarının tonlarının ifade ettiklerini izleyiciye nasıl anlatabilirim ki? Bu çabanın beyhude olacağını biliyorum ancak bu tip “hadi bize bu resmi açıkla” taleplerinden kaçamayacağımı da biliyorum. Açıkça ifade etmeliyim; şimdiye kadar yaptığım tüm anlamlandırmalar uydurmaydı. Bu döngü içinde gerçekleri de barındırır. Hangi yaşam uydurma değildir ki? Hangimizin kalbinde, kafasında, evinde, köyünde bir kaçış noktası, kimsenin ulaşamadığı ufak bir cennet yoktur. İşte benim resmimdeki fırça darbelerinin anlamı da budur.

Renklerin sembollerle birleşmesi ve kuralsız bir kurallılıkla kanvasın üzerinde yer almaları kişinin sonraları sadece kendi imkânlarıyla çözümleyebileceği şifreli mesajlardır. Oradaki özgürlük, sokağa çıkıldığında bulunamaz. Oradaki çaresizlik veya mutluluk kelimelerle de ifade edilemez. Ayrıca insanların benim resimlerime baktıklarında, yine benden alacakları, muhtemelen gerçeği yansıtmayan açıklamalarla hayal güçlerini sınırlandırmalarını istemiyorum. Bir resme baktığınızda onu o hâliyle sever ya da sevmezsiniz. Ardında sebep aranmamalıdır. Eleştirebilirsiniz, hakarete dahi sözüm yok çünkü doğal bir dışa vurumdur ve olabildiğince gerçektir. Kabalık, saygısızlık, övgü, beğeni ve alkış; hepsi doğal insani tepkilerdir. Hepsini sonuna kadar kabul ederim, yeter ki bana yalan söyletilmesin. Çünkü içinden geçtiğim zaman dilimini yaşamadınız. Benimle birlikte değildiniz. Olsaydınız da beynimin içindeki düşünceler kadar yakın olamazdınız. O kumaş, kasnağa gerilirken aklımdan geçenler, camdan içeri giren ışık, sokaktan gelen sesler, etrafımda koşturan çocuklarımın söyledikleri, eşimin pişirdiği yemek kokusuna şahit değildiniz. Benden bir anlamlandırma, bir açıklama beklediğinizde elinizde sadece uydurma, makyajlanmış hikâyeler olacaktır, peşinen belirteyim. Bundan hiç hazzetmediğimi de ekleyerek.

Resmi ortaya çıkardığım o an hiç de öyle “özel bir an” değil. Beni ben yapan neyse o güçle elime fırçayı alıp, boyaların içine daldırıp birtakım düşünceler ve kısmen tatlı bir müzik eşliğinde boyuyorum. Ne çok farklıyım ne de çok sıradan. Sadece bir insanım ve özgür olmak istiyorum. Bunu bana yaşadığım çevre veremiyorsa ve beyaz tuvalim kolları sonuna kadar açmış, beni bekliyorsa, bu seçimimden başka bir arayış da olmamalı. Herkes gibi ben de o ana notlar düşmek istiyorum. Zamanı belki diğerlerinden biraz daha fazla değerli bulduğum, onu yüceltmek için. Kendi fırçama, renklerin doğallığına güveniyorum. Ruhumun kuralsızlığına inanıyorum ve başlıyorum.

Resimlerimin tam olarak bittikleri konusunda da hep kaygım oluyor. Yaşamaya başladıklarında sanki bir çocuk gibi sürekli şefkat bekliyorlar benden. Yarın, öbür gün, birkaç zaman sonra fırçayı alıp üzerine birkaç eklenti yapsam kaldıracak gibiler. İşte bu, yaşamın, zamanın ve benim birlikte aktığımız bir gerçekliğin öyküsü. Her şeye el atan, deşen, ışığa çıkarmaya çalışan insan davranışına sesleniyorum: Benim resmim anlaşılmamak amacıyla yapılıyor… Lütfen altında bir anlam aramamanın mutluluğuna sen de kapıl!

The Eye, Napalmer

YAZAR: medakitap

mm

Check Also

KIRK İKİYE GİRİŞ İZNİ- Öykü – İlker ÜLGEN

Bahçe duvarları öylesine yüksek ki aşmak sözde olanaksız duruyor. Kalın, upuzun, uçları sivri mızraklar gibi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com