ANA SAYFA / ANA SAYFA / ŞARAPÇI KAMİL VE ŞERİF – Aytekin KARAÇOBAN

ŞARAPÇI KAMİL VE ŞERİF – Aytekin KARAÇOBAN

70’li yıllarda Gazi Mahallesi’nde iki delimiz vardı. Biri Şarapçı Kamil’di. Ne olmuştu, nasıl olmuştu da bu adam bu duruma gelmişti, kimse bilmezdi. Yaz kış gün boyunca mahallenin sokaklarında dolaşır, yerde bulduğu bütün kağıt parçalarını kirden kayış gibi olmuş paltosunun ceplerine doldururdu. Yalnızca yerdeki kağıtları toplamak için yere eğilmezdi Kamil. Özellikle uzun sigara izmaritlerini de toplardı. Onları yakıp sonuna kadar içer ve atardı.

Adı üstünde, Şarapçı Kamil’in elinden şarap şişesi eksik olmazdı.

 

Sakin bir deliydi Şarapçı Kamil, kimseye saldırmaz, küfretmezdi. Çok korkak biriydi, bunu hepimiz bilirdik ama yanımıza yaklaşıp şarap parası istemek için kendine katı bir hava vermesi karşısında korkuyormuş gibi yapıp cebimizdeki bozuk paralardan en küçüğünü verirdik.

 

Şarapçı Kamil kahveye gelir, “Para verin lan!” derdi. Onun en sert isteme biçimiydi bu.

 

“Kızma abi, al.” derdik.

 

Şarapçı Kamil’in o kirli, eski elbiselerini gören kimi mahalle sakinleri kendisine artık giymedikleri elbiselerini verseler de, iki gün içinde temizlikten eser kalmazdı.

 

Nerede yatıp kalkardı Şarapçı Kamil, o da bilinmezdi. Tek bildiğimiz şey evsiz biri olduğuydu. Herhangi bir evin duvarı dibinde ya da Atatürk Orman Çiftliği’yle Gazi Mahallesi’ni ayıran, Ankara’nın merkezinden gelip Sincan’a kadar uzanan demiryolunun arkasında bir yerlerde uyuduğu söylenirdi. Özellikle kış aylarında Şarapçı Kamil’in onca soğuk, ayazlı gecelerden sonra bir yerlerde donup öleceği kaygısı hepimizi sarardı. Böyle gecelerden sonra Kamil’i yine sokaklarda görmek içimize su serperdi. Korku ve sevinç karışımı bir duyguyla izlerdik şarapçımızı.

 

Bir gün kahvede otururken Şarapçı Kamil’in elinde yüzünde yara bereyle önümüzden, hem de “Para verin lan.” demeden geçmesine şaşırmıştım. Bu arada kafaları hep üçkağıtçılığa çalışan arkadaşlarımızın kahkayı basmasından sonra şarapçının kırgınlığının nedenini anlamıştım.

 

Mahallemizin ikinci bir delisi vardı: Şerif.

 

Mahallemizin güvenliğini korumayı kendine iş edinmiş, Don Kişot’un okuduğu şövalye kitaplarıyla delirmesi gibi Şerif de izlediği onca kovboy filmlerinden sonra delirmişti. O filmlerin kahramanlarından biri olarak kendini Şerif ilan etmişti. Göğsünde bir yıldız taşırdı. Çok az insanla konuşurdu, o da birkaç sözcük. Şerif dediğin ciddi ve az konuşur elbette. Gerçek adının ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemedik. Sokakta öfkeli bir yüz ifadesiyle dolaşırdı. Anlatılanlara göre yanından ona yakın geçmemek gerekirdi. Birdenbire size bir tokat ya da yumruk savurabilirdi. Onun için hepimiz onu görür görmez kaldırım değiştirirdik. Bazen kendisini geçtikten sonra birdenbire döner ve arkadan saldırabilirdi. Bunun için kaç kez Yenimahalle’deki mahkemeye götürülmüştü. Savcılar, yargıçlar bile ondan yaka silkmeye başlamışlardı. Üstelik bir keresinde bir hakime maaş isteğini dayatmıştı, hem de yıldızını hakimin masasına çarparak. Ne de olsa mahallenin güvenliğini sağlıyordu ve bunun bir karşılığı olmalıydı.

 

Şerif’in tek işi mahalle güvenliği değildi elbette. Demiryoluyla Atatürk Orman Çiftliği’nin çitleri arasındaki ince ve uzun yerde altın arıyordu. Oraları delik deşik etmişti, çünkü birileri orada altın olduğunu söylemişlerdi.

 

Bir gün üçkağıtçı arkadaşlarımız Şerif’i uyarmışlar, altınlarına Şarapçı Kamil’in göz diktiğini, kendisinin orada olmadığı zamanlarda demiryolunun arkasında altın aradığını söylemişler. Bunun üzerine Şerif pusuya yatmış, Şarapçı Kamil’i içtiği onca şaraptan sonra demiryolunun arkasında yatmaya gittiği bir sırada yakalamış, altınlarına göz diktiği için bir güzel dövmüştü. İşte Şarapçı Kamil’in bizden para bile istemeden önümüzden çekip gitmesinin nedeni buydu. Uzun yıllar sonra ilişkide olduğum mahalle arkadaşlarıma bu iki deliye ilişkin haberler sormuştum. Kimse hiçbir şey bilmiyordu. İkisi de ortadan yitmişti.huni

YAZAR: medakitap

mm

Kontrol Ediliyor

LOUSİE GLÜCK – ŞİİRLER – Çev. Recep NAS

PENELOPE’NİN ŞARKISI Küçük ruh, her daim çıplak gezen ruh Yap şimdi emreylediğimi, tırman Sedir ağacının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir