ANA SAYFA / ANA SAYFA / İZDİHAMIN ŞEHVETİ – Serdar AYDIN

İZDİHAMIN ŞEHVETİ – Serdar AYDIN

İzdiham sözcüğü, başat anlamıyla bir “aşırılığın” ifadesidir. Herhangi bir şey izdiham yaratırsa, beklenenin ve “normalin” dışında bir tür anomaliden, aşırılıktan ve sapmadan söz etmek olasıdır. Dolayısıyla bir “izdiham” ile karşılaşıldığında, olgusal ya da kavramsal anlamda, izdihamın oluşturucu gerekçelerine bakmak bir tür aydınlanma sağlayacaktır. Toplumsal hayatın süreğenliğinde her şey normlara, normallere göre düzenlenmiştir ya da böyle olması istenir. Aşırılıklar, normalin sınırını zorlayan sapmalar ve anomaliler toplumsal akti ve düzeni riske sokar. Yani izdiham yaratmamak ve toplumsal akışın mecrasında kendiliğince debelenmek esas olandır. Ancak dinamik bir yapı olan toplum, toplumu oluşturan bireylerin çeşitliliği oranında anomali de içerebilir. Deyim yerindeyse aşırılıklar, bireylerin çoğulluğuyla koşuttur ve bireylerin özgünlükleri, tepkisellikleri oranında anomali ve izdiham yaşanması, her an olanaklıdır. Örneklemek gerekirse kimi olaylar, durumlar, olgular karşısında bireyler ve bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan lokal topluluklar beklenmeyen tepkilerde bulunabilir, izdiham yaratabilirler. Ya da topyekûn bir izdiham söz konusu olabilir. Sözgelimi haklar ve özgürlükler bağlamında kısıtlamaya yönelik despotik kararlar ve tavırlar karşısında, bireyler birbirlerine karşı ya da kısıtlamayı öngören kuruma, organizasyona ve belki de devlete tepki gösterebilir, bu tepkilerini eylemlere dönüştürebilir, öngörülen normalin dışına çıkarak izdiham yaratabilirler. Böylesi durumlarda izdihama neden olan olgunun analizi, izdihamı yaratanların varlık halini algılamanın da olmazsa olmaz (sine qua non) koşuludur.

Şimdi, şu günlerde yaşadığımız ve açıkçası algılamakta fazlasıyla zorlandığımız bir olay ve olguyu örnekleyerek, ciddi ciddi yaşanan “toplumsal izdihama” anlam vermeye, başarabilirsek bu durumu anlamlandırmaya çalışalım.

1158486214049

Eskilerin tabiriyle “kafa kağıtları”nın, yani nüfus hüviyet cüzdanlarının değişimine, kamu yönetimince karar verildi ve “yeni” kimliklerin dağıtımına da yılbaşı itibariyle başlandı. Bu değişim hamlesi zamanın ruhunun teknolojik zorlamalarının bir sonucu sayılabilir. Zaten sorun, değişim kararında da değil. Sorun, bu kararla birlikte ülke sathına yayılmış izdihamda odaklanıyor. Uygulamanın başladığı ilk an’dan itibaren nüfus idaresinin ilgili birimlerinde, algılanması hayli güç bir izdiham yaşanmaya başlandı. Halkımızın necip üyeleri, inanılmaz bir arzuyla yeni kafa kâğıtlarına ulaşmak için, öngörülemez bir talep patlaması ve izdiham yarattılar. Gece yarılarından  sonra nüfus müdürlüklerinin önünde sıra oluşturmalar, kış ve soğuk demeden sabaha kadar beklemeler, uykusuz ve kırmızı gözlerle sırasına sahip çıkıp, sırayı bozmaya niyetlenenlere hırsla atarlananlar, bir anda kavgaya tutuşanlar, darp edenler, yaralananlar, sövüp sayanlar gündem oluşturmaya, akşam haberlerine taşınmaya, yapılan saha röportajlarında bu edimlerinin niyesini, nedenini canla başla “izah etmeye” çalıştılar. Erkek, kadın, genç, yaşlı ayrımı da neredeyse yoktu. Memurların mesai saatleri bile talebi karşılamak adına değiştirildi, uzatıldı. Fazla mesailer ayrıca ücretlendirilecek mi, henüz bir açıklama yapılmadı. Neredeyse vardiya yöntemine geçilip, sabahlara kadar açık tutulacak işlem birimleri. Oysa yetkililer “eski” cüzdanların da kullanımda olduğunu, herhangi bir iptalin söz konusu olmayacağını, sadece ve sadece yeni doğum, zayi gibi zorunlu ve mücbir hallerde değişime gerek olduğunu haykırıp durdu. Ancak değişen hiçbir şey olmadı. Aksine mahalle kahvesinde “yeni” kafa kâğıdını gösterip, sonrasında çift okeyle okeye dönen abilerimizin, pasta börek günlerinde aynı cakayı gün arkadaşlarına satan hanım ablalarımızın kibriyle baş başa kaldık. Neydi bu yaşadığımız? İzdihamın şehvetine mi kapılmıştı insanlarımız? Ne yani, izdihamın bir şehveti, libido ve haz düzenekleriyle kökensel bir ilişkisi olabilir miydi? Eğer yok ise bu aşırı isteği, anomaliyi, arzuyu, iradeyi, tutkuyu nasıl algılayacak ve anlamlandıracaktık? İşte bu yazı, bu sorulara yanıt ararken yazıldı. Ancak itiraf etmeliyim ki bu şehvetli izdihamı ve yaşanan sonuçlarını, ne kadar uğraşsak da anlamlandıramadık ve bir yanıt oluşturamadık. Ayrıca içimizde en küçük bir istek de oluşmadı, yeni cüzdan edinmek yönünde. Tuhaf olan bu isteği duymayanlar, belki de onları anomali saymamız gerekiyor. Kolektif psike bu arzuyu mutlaklaştırıp bir tür tahakküme dönüştürürken, pis pis sırıtıp “Ben, en son değiştirecem cüzdanımı…” demenin snopluktan öte bir anlamı olabilir mi?

yoğun

Bütün bu düşünceler, sıranın sokağa taştığı nüfus idaresinin önünden geçerken aklıma üşüştü. Sıradaki yurttaşlarımızın yüzündeki ifade, gözlerindeki azim karşısında kendimi bir uzaylı gibi duyumsadım. Neden böylesine garip, anormal birisiydim ki? Bende sıraya girsem, sıra arkadaşlıkları kursam, geçen günkü maç üzerine geyik yapsam, ara sıra “Kaynak yapma hemşerim!” diye atarlanıp, sıraya giremeyenleri veya girmek istemeyen uyanıkları “Eğitim şart!” diyerek yerin dibine sokup çıkarsam; bilmem, huzur bulur muydum? Bu ne yaman ve mutlak çelişkidir ki herhangi bir yanıtım yok!…

Ancak bir önerim var: Kanımca bu olgunun analizinden çok önemli sonuçlar elde edilebilir. Sosyolog, siyaset bilimci, psikolog, psikiyatrist, seksolog, davranış bilimci, pedagog, paleontolog, etnolog, nörolog, antropolog vb. bilim insanlarıyla oluşturulacak “multidisipliner” bir kurul bu olguyu analiz ederek çözümlemeli, çalışmalarını kamu yöneticileri ve ilgililerle paylaşmalıdır. Kimse gülümsemesin! Böylesi bir analizin kıymetli sonuçları, başta pazarlama ve siyaset olmak üzere her sektörde inanılmaz açılımlar sağlayacaktır. Pazar payınızı artırmanın ya da sandıktan iktidar olarak çıkabilmenin biricik yolu, böylesi bir olayda, bunca açıklamaya rağmen, inanılmaz bir talep ve izdiham oluşturan halkımızın, bu yönelimsel davranışını ve refleksini, kollektif psikesini algılamakta yatıyor. O sırada bekleyen bireyler,  bu toplumun DNA kodlarının, genom haritasının örtük ya da açık seçik göstergeleri, oluşturucu öğeleri değil mi? Yazarlara, özel olarak da MedaKitap yazarlarına bir önerim var; yazdıklarınızın best-seller olmasını istiyorsanız ya da müşterilerinizin yarattığı, beş saat sürebilen imza kuyruklarında parmaklarınıza kramp girmesini arzuluyorsanız yol ve yöntem buradadır; sahaya çıkın ve o sıralarda bekleyen insanlarımızın davranışlarını, niyetlerini, arzularını, izdiham içerisinde deneyimledikleri hazzı ve şehveti algılamaya çalışın!..

Diyesim, soru ve sorun ya da yanıt ve çözüm tam bu noktadadır, yani İzdihamın Şehveti’ndedir!..

Benden söylemesi…

 

 

YAZAR:

Kontrol Ediliyor

LOUSİE GLÜCK – ŞİİRLER – Çev. Recep NAS

PENELOPE’NİN ŞARKISI Küçük ruh, her daim çıplak gezen ruh Yap şimdi emreylediğimi, tırman Sedir ağacının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir