ANA SAYFA / ANA SAYFA / PARÇACIK PRELÜDÜ – ÖTEKİ YÜZ: FRAKTO – ŞİİR – Şahin KURT

PARÇACIK PRELÜDÜ – ÖTEKİ YÜZ: FRAKTO – ŞİİR – Şahin KURT

  1. parçacık prelüdü

 

                                  “kursağında metal, taklit kuşunun”

 1.

duvarı avcılıyor bakışında geyik

her an geçiyor önünden tuvalin

volkanı sessizlenmiş geniş ağzıyla

titreyen ve kendine gelen arsenik

ve civanın tehdidi boyunca

 

sülfürün kıyısına söz bulutları ekiyorum:

yine geliyor beni tekrar doğurmaya

şuraya kazıyorum bileklerimi

gerisi ağlıyor! ben hâlâ içiyorum

yalandan

 

payına düşen uçuruma pencere

ahir zaman otların boğumunda

âşık ki dudaklarının, kaygılı kenarı

 

erkek yaralı tende cürüm

bıçakta ezberi yontuyor

et ten kemik ten

elmadan açlığa

 

solucana dönmüş toprağa saklanıyor

dönüşü yok bir bilet: T cetveliyle planlanır

katli vacip kent meydanları

 

tanımlanamayan cisim, malum nevroz

kendimi şimdi kliniğe yatırınca

bir tek çocukluk fotoğrafımla kalıyorum

ne güzel memleket, ne âlâ Sig

 

kıl kadar kaali yok, ilim irfan

imiş!

 

yatalak bir ihtiyarmış aşk

sucuk ve demir tacirlerinin

gülüne lazım-lık ısmarlayan

metastaz

yaldız, süs ve devetabanı

al bu senin ayışığın

olsun!

 

pandoradan matruşka memeler

çıkıyor topuklarımızdan aşağı, istimal

ki sudur herkesin melek annesi

ölü bir ozanın ağdalı diliyle

 

:gömülsün bu leş kargaları

kamburlarıyla çocukları döven

 

2.

incirkökü; çıplak yarım

bakire çok eşli kimsesiz seksi

vahşi suretimin içinden geçiyor bir an

deliliğinden doğduğum ayna

bacaklarına sıkışmış bir organ

oralarda

dolaylı dolunay, ışıksız gölge

 

bir düzine piç, bellemek

labirentinde uzuvsuz, elim

 

dürt  canavarlarımı lanetin

dişi kabuklarıyla “tırnağı çıkıyor”

nefret ve ilksel oyun!

 

müze, bienal, gallery art, yedinci sanat, dans ve

müzik kulakları

hiç opera görmemiş anneleri fındıkkıran

 

3.

narso rüyaların öklid geometriği

suyun aklına çöp karıştırıyor

ben, yok artık! biz, siz, onlar

 

halk yok ayak takımı ve kuduzlar

 

hayvanlarımı geri çağırıyor

ses limbiğim ve iskelet leşim

doğanın domuz sıkı memeleri

 

talebin kıyamında herkesin baba katli

yansın bu çağın da bayrakları, bandıraları

fora etmiş geliyor zembereğim

 

 

  1. öteki yüz: frakto

    

                                     “Lir bitti sonra, iki el havladı liberal”

 

1.

gözlerini pörtlete çıkara bir avuç mutlu

budala korkularına çekildiler, adalarına

 

rüyalarının tabiri caiz katmanları

geride viral deliğin hasta hücreleri

aile ve din ve akademi ve ulus

 

bankalar, kışlalar, post’u modern kölelik

kârhaneleriyle tımarsız, kafa kağıtları

şatolarıyla fildişi, devekulaklı memuri

kin adamları ve tapınak mezarları,,,

 

kulaklarımı aça kese eskil bir apolloni

dönüşsüz bir yol, iz bıraktılar

 

!mahşerin beşinci atını kuşanıyor dirim

suyun, toprağın, bitimsiz şarabın

salkım fıçıları ve meşeye yatırılmış

sonsuz ışığını konyağın

yeraltında bir yerlerde

oralarda, erotik

müzik!

!

 

2.

yalnız değil işte bu nar lekesi, k’ayıp değil

balını kamışıma bahşeden incir

iyi, yok artık! ve kötünün ötesi

yüzsün mavi ufukların batık gemisi

 

yeşertsin yine aktözünün çekirdeğini

kana bağlanmayan öfkemin ateşiyle

dökülsün dalsız yapraksız, kırmızı

 

karışsın o da anlı akıtmalı bir atın

dört nala neşeyle koşumuna hür çayırlarda

acının sakızını tükürerek cellatların yüzüne

 

3.

ölü kelebekleri ayıklıyorum sanrısında gecelerin

dokuyorum arı sözcüklerin peteğini; pan pan

zincirin kırılışını görmüştüm, kuşkusuz

onlar ölecekler zincire vurarak kan çanaklarını

tek boyut rüyalarında mânâsız ihmal

 

fakirler ölecek! ve fakat zenginler her gün

 

–rüya içinde rüya neşe içinde neşe

hayâlbaz çoşkuların serin ovasındayım

eksik parçamın diğer yanağını okşayarak

dilimin sürçtüğü ölümlerle geldim, işte

 

aşinayım zulmün ve ihanetin

çürük sütüne

ısırdıkça çoğalıyor açlığı semahımın

ölümsüz olduğunu bilen bir ölümlü

sonsuz bir cahilim, sonsuz kurban

 

seçilmiş leşleri tanrılarına sürüklüyor

burnu hızmalı askerlerin değişen safı

düşüyor kaidesiyle koca davut

otuz bin yıllık hikâyatı hümanın

çanlar ve şerefeler, gümbürtüsüyle

 

babaların öldüğü yaşlar, taşlar d’evriliyor

 

4.

en önce şiir vardı, duydum

 

o gün parmaklarımda derin mânâ

damarlarımda kızıl nehir o gün

soyuta erdiğim ses ve nefes

maymunların bir meyveyi suya

tutmayı öğrenmesi gibi, mucizevi

tesla’nın elektriği keşfi

izafiyetin büyülü efekti

 

suretimde tansık, bir an

çıplağında doru atlar ve pan

sonsuz burunlarıyla kedilerin

bir gergedan yavrusu telaşıyla

ilk adımlarını kokluyor doğuşum

yeniden

 

ıslanıyorum işte tanıksız, fraktal

yağmurların denizinde;

hücrelerin dansını duyuyorum

yakarak kapanmış bir çağın ölülerini

çok sesli hayvanlarım tepişiyor içimde

 

5.

o gün; gözyaşlarımızın tuzunu tadıp

hazzın ve acının tanımını yapacağız

yeraltından ve periferiden fışkıran

uyumsuzların, delilerin, kurbanların

 

ebediyen değişimin tınısını duyacağız

obuanın kornonun ve yaylıların

birlikte devinimin sonsuz cazını

 

bütün kilitler tek tek patlayacak o gün

cadıların, kurt adamların, karındeşen

bağırsaklar, estetik çirkin ve daralan göğün

şiirini yazacağız güzel putları yıkarak

 

işte şimşeğin buyruğu ve kanı dirseğimin

acımın azametinden tefekkür ederim

yüzümün bin yıllık çizikleri

kanayan çıkrık izi avuçlarımın

bıçak ağrısı yorgun bacaklarım

 

kasıksız, çığlıksız, annesiz

babasız doğuyorum

tabiatın arlanmaz, haşarı çocuğuyum

 

6.

kayışlar fora, geril iskota

güneş kemiklerimi emziriyor

köpüğümle billurlaşıyor venüs

 

[ölü yaprak duruşuyla tutunmuştum]

derledim teknemi

 

7.

paralel aşklar başlıyor bir ergenin kızaran yanağında

başka başka şimdilerde kuruluyor yaşam

sonsuz kere avcundan kayıyor sonsuz

kulaklarım kesiliyor, işte

duyuyorum evrenin müziğini

kat kat açmış bir inat çiçeği

 

–büyük patlama

YAZAR: medakitap

mm

Kontrol Ediliyor

BOYUN AĞACI – ŞİİR – ŞAHİN KURT

                                   turgut uyar’a   hiçsöz. ../ duydum. fısıldandı kulağıma -en önce!   kilitli avluları vardı açılmış kapıların kırık vazosundan kanamalı, gelirken dişlerinde ihtiyari bir deniz, plastik–   sütün iştahı döküldü, meyillendi yamaç çiçeği kırık bir dal ikizlendi göğsüme, bin yol gölgelendi  yürümüşlerin kavmi   ceylan sırtından dökülüp sekerek sınıf çantamı tabiatıyla yüklü düşündüğümü düşünemezdim: …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir