ANA SAYFA / ANA SAYFA / ANKARA’DA GARİP HAREKETİNİN İLK KIVILCIMLARI – Bircan ÇELİK

ANKARA’DA GARİP HAREKETİNİN İLK KIVILCIMLARI – Bircan ÇELİK

  1. BÖLÜM:

Cumhuriyet dönemi şiirinde, aynı estetik ve düşünceyle yola çıkan üç şair: Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’ın Garip adında bir şiir kitabı yayımlamalarıyla (1941),  o yıllarda içinde oldukları ve edebi duruşlarını halkın şiir anlayışından farklı biçimde belirlemeleri olayına “Garip” akımı, ya da Birinci Yeni denmiştir. Üç şairin dostlukları, Ankara’da lise yıllarında başlar; aynı zamanda, 1914-1915 yıllarında doğmuş olmaları, içlerindeki şiir aşkı, onları buluşturur; ayrıca, poetik görüşlerinin örtüştüğü noktaların olması, aynı yolda yürümelerine neden olmuştur, “Garipçiler”in.

Ankara Erkek Lisesi’nin yayın organı olan Sesimiz Dergisi’nin farklı sayılarında ilk eserlerini yayımlama imkânı bulurlar. Bu derginin farklı sayılarında şiirleri yayımlanan üçlü, daha sonraki yıllarda şiirlerinin aynı derginin aynı sayısında hatta aynı sayfasında yayımlanmasına özen göstereceklerdir. Bu üç genç Cemal Süreya’ya göre aynı edebiyat ekiniyle beslenmişlerdir ve görüşleri gibi delikanlılık günleri de bir arada gelişmiştir. Bu birliktelik ise onlara, başka şiir topluluklarında görülmeyen cinsten bir yakınlık, ortaklaşa bir söz hazinesi, hatta ortak bir şiirsel söz dizimi kazandırmıştır.[1]

Garip şiirinin ortaya çıktığı dönemlerde, İkinci Dünya Savaşı hüküm sürmekteydi; dolayısıyla, toplum, yokluk ve oldukça da sancılı bir dönemi yaşıyordu. Okur-yazar algılarına müdahale edilmiş,  toplumun dergi ve gazete okuma özgürlüğüne el konulmuştu. Bu şiddet,  özellikle sosyalist yayımlara uygulanır. Kırk Kuşağı şairleri ve yazarları ya mapushanede ya sürgünde yaşamaya mahkûm edilir. O dönem, “tek parti iktidarı” vardır! Şair ve şiirin önü kesilmiş, şair, toplum sorunlarıyla bağını koparıp kendi içinde değersizleşmeye doğru yol aldığı bir dönemde, Birinci Yeni (Garip) şiiri doğar. Attilâ İlhan şöyle der:

Geçmiş gün, demiştim ki: “ …Birinci Yeni (Garip) İnönü Diktası’nın şiiridir, İkinci Yeni ise Menderes     Diktası’nın!” Söylerken, işin şu tarafını düşünmüş müydüm, şüpheliyim:  Birinci Yeni (Garip) ‘sıcak savaş’ yıllarının şiiriydi, İkinci Yeni ‘Soğuk’ savaş yıllarının! ‘Soğuk’ Savaş, 1960’lara kadar mı sürdü,  aşağı yukarı, bu Menderes’in iktidar süresidir. Üstelik, özel nedenlerden, Türkiye’de ‘soğuk’ savaş ‘katmerli’ idi.”[2]  der…

Orhan Veli’nin arkadaşlarıyla 1941’de yayımladığı Garip kitabı, farklı biçimi, üslubu yepyeni bir bakış açısıyla şiiri dipten dalgalandırır. Bu akımı edebiyat otoritelerinin kabullenmesi elbette beklenemezdi.

Yollar ne kadar güzel olsa.
Gece ne kadar serin olsa.
Beden yorulur.
Başağrısı yorulmaz.

 Şiirimizin “Beş Hececiler”inden O. Seyfi Orhon’un bu dizelere tepkisi şöyle olmuştur:

Bu geçmeyen baş ağrısının nerden geldiğini söyleyeyim mi? Bu tür şiirler yazmaktan! Şair teşekkür  etsin ki sadece başı ağrımakla kalıyor; insan bu kadar orijinal, bu derece acaip şiirler yazarsa başındaki aklını bile kaybedebilir.[3]

Garip akımından sonra, Türk şiirine farklı yenilikler de geldi; ne var ki, Garipçiler’e gösterilen tepki kadar, çok sesli olmadı. Orhan Veli Kanık’ın “Bu güne kadar hiçbir şekilde şiir yoktu” demesi, aynı zamanda şiir geleneğini inkâr etmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden, tepkiler oldukça fazlaydı Garipçiler’e.

Necip Fazıl’ın tepkisi oldukça iddialıdır yenilikçi gençlere. “Ah bu genç adamların nefis murakabesizliği!” diyecektir; oysa, N. Fazıl’ın dediği gibi, denetimsiz ve sorumsuz değildir Garipçiler. Şiirlerini o dönem Ankara’da yayımlanan Varlık Dergisinde yayımlarlar; ne var ki, bu coşku fazla uzun sürmeyecektir. O. Veli, M. Cevdet ve O Rifat,  İkinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği süreçte, askere giderler ve şiirden zorunlu uzaklaşma dönemi yaşanır. Sonraki birliktelikleri Yaprak dergisinde buluşmalarıyla gerçekleşir. Şiirlerini toplumcu sanat anlayışları doğrultusunda devam ettireceklerdir. İlkeleri arasında siyasi sol dünya görüşü olacaktır Garipçilerin. Başka bir ifadeyle, CHP’nin ulusçularından farklı olarak, Kemalizmin Batıcı, pozitivist, hümanist yönüne ağırlık verecekler, halkçılık ilkesini Popülizmin açısından yorumlayacaklardır.

Garip kitabının başına Orhan Veli bir manifesto yazar; bu manifesto, gelenekten kopuşu ve nedenlerini anlatır; fakat, Orhan Veli, manifestoya imza atmaz: “Garip” akımının sözcülüğü görevini üstlenir.

Bu önsözde şiir garabetin ve bırakılması gereken yersiz alışkanlıkların neler olduğu üzerinde duruyor; nazım dilindeki nahiv acayipliklerinin vezin ve kafiye zaruretinden doğduğunu, bir şiirde eğer taktir  edilmesi gereken bir ahenk varsa bu ahengin vezinli kafiye dışında, vezinle kafiyeye rağmen mevcut  olduğunda ısrar ediyor; lafız ve mânâ sanatlarının çok kere zekânın tabiat üzerindeki değiştirici ve tahrip edici hassalarından istifade ettiğini, teşbihten ve istiareden kaçan, gördüğünü herkesin kullandığı kelimelerle anlatan adamın ise aydınlar tarafından garip karşılandığını belirtiyordu.[4]

Garip önsözü: yok sayıcı, karşı çıkışçı, başkaldırıcı, şiir konusunda insanlığın o güne kadarki bütün birikiminin reddi söz konusudur. Benzetme, mecaz, musiki, imge, ölçü… bütünüyle dışlanır hatta, alay bile ederler bu değerlerle. Orhan Veli “Eskiler Alıyorum” şiirinde tavır aldığı Servet-i Fünûn estetiğine, Ahmet Hâşim’in şiiri üzerinden gönderme yapar.

Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum

Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum

Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam

 Bu noktada,  Ahmet Hâşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” yazısına da gönderme vardır. Hâşim’in “Şairin lisanı ‘nesir’ gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, mutavassıt bir lisandır.” yargısını alaya alan Orhan Veli, dolaylı olarak

Musiki, her şeyden önce musiki;
Onun için tekli mısradan şaşma.
Kıvrak olur, erir havada sanki;
Ağır aksak söyleyişe yanaşma.

diye başlayan ünlü “Şiir sanatı” üzerinden Servet-i Fünûn estetik anlayışını da ti’ye almaktadır! Burada, üzerinde düşünülmesi gereken, Orhan Veli’nin, ‘Memleket Edebiyatı’ adı altında anılan Hececiler’e değil de Hâşim’e gönderme yapmasının altında Hececiler’in iktidar korumasında olup olmadığı meselesidir.

Garip önsözünde, o dönemde şiiriyle yankılar uyandıran; fakat, mahpushanede, kendini savunamayacak bir tutsak olan Nâzım Hikmet’i de incitmiş olur. Bu durumu Asım Bezirci, şöyle değerlendirir:

Garip öncelikle Nâzım Hikmet’in bir yanıyla geleneğe bağlı ideolojik-politik şiirine tepkidir. Gerçi Garipçiler doğrudan doğruya söylemezler bunu, ama savundukları görüşlerin çözümlenmesi bu sonuca  varır. Nitekim yirmi beş yıl sonra, Oktay Rifat bunu itiraf eder. “Onun 1937-1940 yılları arasında şiiriyle, sözgelimi bizlerin o yıllar arasında çıkan ilk şiirlerimiz karşılaştırılırsa aralarındaki anlayış ve       yöntem ayrılığı açıkça belirir. Bir tepkidir şiirimiz Nâzım’ın şiirine.[5]

Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat’ın ilkeleri zamanla çözülerek yollar ayrılır; bunu, açıkça, Orhan Veli, Garip kitabının ikinci basımında sadece kendi şiirlerini alarak belli eder. Bu ikinci basımdaki üç dizelik şiir belki de af dileme olarak değerlendirilebilir. “Gemliğe doğru/ Denizi göreceksin;/ Sakın şaşırma.” diyerek okurun pozitif algılarına girmeyi hedefler. Ve Orhan Veli’nin  “yapıyı temelinden değiştirmelidir” sözü, zaten, tek başına bir manifesto niteliği taşır.  Ahmet Hâşim, Yahya Kemal ve Nâzım Hikmet’ten ayrıdır izledikleri yol. Etkilendikleri ise; Fransız modernistleri ve gerçeküstücülerdir. 1945’i izleyerek, toplumsalcı bir yapıya evrilerek halk şiirinden beslendikleri, folklorik ögeleri şiirlerinde kullandıkları görülür.

Vedat Günyol’un değerlendirmesi şöyledir:

Orhan Veli, Picasso’nun resim alanında yaptığını, Türk şiirinde yapmıştır diyebiliriz. Başlangıçta, kimi     tablolarıyla klasik resmin ustaları arasında yer alabileceğini ispatlamış olan Picasso, önce sadece kübizm, sonra analitik kübizm denen akımın başını çeken bir ressam olarak yaptığı tabloları ile nasıl bir  şaşkınlık yaratmışsa, Orhan Veli’de Divan şiirini, aruz kalıplarını çok iyi bilen ve ilk şiirlerinde -heceyle de olsa- yetkin örnekler veren Orhan Veli de Garip’deki şiirlerle o türden bir şaşırtıcılığa yol    açmıştır. Bu şaşırtıcılık da, Türk diline ve şiirine, Yahya Kemal’le başlayan, Nâzım Hikmet’le daha bir  artan tazelik, bir rahat nefes alma olanağı getirmiştir.[6]

Mehmet H. Doğan ise şu tespiti yapar:

Garip akımı, o günlerde bir edebiyat profesörünün deyişiyle “göklerde süzülen nazenin bir balon” olan şiiri günlük dile, sokağa indirmek, ona “kasket giydirmek” savıyla gelmişti”[7]

 

_________________

[1]Aktaran: Yrd. Doç. Dr. Yasemin Mumcu Ay, Adnan Menderes Üniversitesi Fen-Ed Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türk Şiirinde Garip Hareketi Tez çalışması, s. 1235
http:// turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/yasemin_mumcu_ay_turk_siirinde_garip_hareketi.pdf

[2]Attilâ İlhan, İkinci Yeni, Savaşı, Deneme, s. 5, Dizgi-Basım, Ağaoğlu Yayınevi, İstanbul 1983, Yazko, Yazarlar ve Çevirmenler Yayın Üretim Kooperatifi

[3]Ludingirra Dergisi, Kış 1997/ Yıl 1/ S.4/ s. 58

[4] Behçet Necatigil, Düzyazılar -1 Bütün yapıtları, YKY, 2. Baskı: İstanbul, Mart 2006, s. 164

[5] Asım Bezirci, Orhan Veli Şairliği ve Seçme Şiirleri, Can Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 1985, s. 53

[6] Vedat Günyol, “Orhan Veli” Yazko Edebiyat, Ocak 1981, S. 3, s. 63

[7] Mehmet H. Doğan, Kitap-lık, S.39, Ocak-Şubat 2000, s. 116

YAZAR: medakitap

mm

Check Also

AFİS KEREM

BİR DELİNİN ÇİVİ YARALARI RADYO-D DE

Yazarlarımızdan Kerem Şahinboy 4 Ağustos Cumartesi gecesi Radyo D de Güven Erkin Erkal’ın sunduğu Maximum …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com