ANA SAYFA / ANA SAYFA / SEVGİLİ EDİTÖR! – Ali Hikmet EREN

SEVGİLİ EDİTÖR! – Ali Hikmet EREN

sevgili editör,

epeydir, yazılarımı yayınlarken, kimi şifreleri yok saydığınızı, değiştirdiğinizi ya da çıkardığınızı fark ettim. size yazılarımdaki şifreleri çıkarma, değiştirme yetkisini kim veriyor bilmiyorum ama şunu bilmelisiniz ki, bu durum hiç hoşuma gitmiyor.

sizin müdahaleleriniz yüzünden, sonraki yazdıklarımda şifreleri geçmişe göre sil baştan yeniden kurgulamak, bütüne yeniden uymaya çalışmak zorunda kalıyorum.  her defasında en başa dönüp, şifreleri yeniden eski yerlerine, sizin müdahale ettiğiniz yerlere yenilerini koymak… ne kadar zor oluyor bilemezsiniz, yoruluyorum.

küçücük editör beyninizi düşündüğümde, şifrelerimi, sırf kendi varlığınızın devamı için değiştirmeniz, onları, düzeltilmesi gereken yazım yanlışları sanmanız çok da tuhaf gelmiyor bana.

iki sonuç doğuyor buradan; ya yazdıklarımı deşifre etmekte zorlanıyorsunuz, ya da kıskanıyorsunuz beni, yorulmamı, daha az yazmamı istiyorsunuz. keşke herkes işini düzgün yapabilse, kimse yorulmazdı o zaman.

 

kedi

uzun uzun yedi kendini kedi; patilerinden başlayıp kuyruğuna kadar, bütün vücudunu yedi. fareymiş, topmuş, yumakmış… hiçbiriyle ilgilenmedi kedi kendini yerken. kendine terzi bir kambur gibiydi.

uzamadı, kısalmadı, kilo bile vermedi saklandığı ceketin içinde kendini yerken. yavaş yavaş öldü. sadece dişleri kaldı geriye, bir orlon yumağında kamaşan.

kedinin ölümü bir ilkti. bu durum beni fazlasıyla üzdü. sonradan sağda solda, yürüdüğüm kaldırımlarda kendini yiyerek ölmüş başka kedilerin de gıcırdayan dişlerini gördüm. tüyleri oradan oraya savruluyordu rüzgarda.

bir kedi, hemen yanımda bitti ve seslendi, ölmemişti daha, can çekişiyordu; ilk ben ölmeliydim, nasıl utanıyorum kendimden, bilemezsin!

kedilerin ölümünü izlemek ruh dünyamda derin yaralar açmış, ruhsal bir çöküntüye itmişti beni. bir kitaba başlamalıydım belki ruhumu dinlendirmek, düşüncelerimi ötelemek için.

ölen kediler gibi, bazı kitaplar da çevreci değil.

 

 

 

ahe

şarj

yorgun olduğumu anlamış olacak ki, beni kendine, kendini de şarj aletine takıyor telefonum.

hiç ses etmiyorum. yorgunluğumu alacak olan datalar o kısacık kablo üzerinden beynime akmaya başlarken, çocukluğumu, geleceğimi, defteri ve bardağımı da doldurmaya başlıyor.

uçarken boşluklarını doldurabilen bir kuşa benziyorum bardağım boşaldıkça. unutmak ve anımsamak arasında gidip geliyorum. ne yanında uçtuklarıma ne de geride bıraktıklarıma yaranabiliyorum bu yüzden.

göl diye bir yerden, suların birlerine sıkı sıkı sarılıp yaşadıkları bir yerden söz ettiklerini duyuyorum uçarken. toprak ve güneş yok etmeye çalışıyormuş onu da. gölde mola verip onu da bağlıyorum kendime, yapay bir kurguyla.

ve içinde insan olmayan, yazamadığım pek çok nesneyi bağlıyorum kendime. vücuduma elektrik vermek için telefonumdan yardım istemem bir tercih elbette!

armut pekmezi

armut pekmezi dediler bir pekmez aldım. tadı ne armuda ne de pekmeze benziyor. içinde hiç armut yok. hatır için aldım.

böyle olur armut pekmezi, diyor bilenler. biraz fazla kaynamış, hepsi bu! sanki hiç işim yokmuş gibi, yeniden mayalayıp, gizli bir odada biraz daha kaynatmam gerekecek onu…

 

YAZAR: Ali Hikmet Eren

mm

Check Also

ŞİİR NEREYE, TEKNOLOJİ NEREYE? – Ali Hikmet EREN

  1. doğum günümü kimse, hatta osman nuri bey bile bilmez. girmedim sosyal ortama; benim …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com