ANA SAYFA / ANA SAYFA / DEFTER 12 – Ali Hikmet EREN
Kirpi

DEFTER 12 – Ali Hikmet EREN

dikenler

gökhan’a…

 

ne kadar da çoklar; koparıyorum koparıyorum bitmiyorlar bir türlü. kopardıklarımın yerine yenileri çıkıyor aynı gece.

kopardığım dikenler derimde derin yaralar açarken, onları koparmaya ara verdiğimde de vücudum bir diken tarlasına dönüyor.

üç gün oldu, her yerimden çıkmaya ve büyümeye devam ediyor dikenler. sadece geceleri, ben uyurken uzuyorlar. günümün büyük saati onları koparmak, yaralarımı pansuman yapmakla geçiyor.

geceleri uyumaya devam edersem, sanıyorum ki çok yakında bir sabah, kirpi olarak uyanacağım.

 

miras

dört yanı uçurum olan iki metrekarelik arazimden aşağı doğru bakıyorum. çok uzaklarda bir yol görünüyor, sonu, başı belli olmayan bir yol.

birkaç serçe, bir uzun yol kedisi, bir tutam hercai menekşe, çokca semender yürüyor yolda, tek sıra halinde.

genç bir kartal, belki de yumurtadan yeni çıkmış, başımın üstünde dönenip duruyor ben yola, yolda yürüyenlere baktıkça. kartaldan kaçabileceğim ve bildiğim başka hiçbir yer yok, babamdan miras kalan bu tapulu arazinin dışında.

birdenbire bana doğru pike yapıp, son hızıyla gelmeye başlıyor genç kartal. ben gözlerimi kapatıp kaderimi beklerken, genç kartal beni bırakıp, gençliğinden beklenmeyecek bir çabuklukla cebimdeki tapu senedini gagalarının arasına alarak uçurumdan aşağı salıyor kendini.

ne kadar kanat çırpsa da, birlikte düşmeye başlıyorlar tapu senedinin ağırlığıyla. hiçbir işine yaramaz diye bağırıyorum ardından; babamın adı yazıyor hala orada!

 

kedi

mekan mekan dolaşan bir kediyle tanıştım mekanın birinde. açım, yavrularım bile olabilir, dedi. gittiğim her yere geldi arkamdan. ekmek verdim; koklayıp bıraktı her defasında… zengin olmamı bekledi masaların altında bir zaman!

sandalyemin bacağından, kucağıma bile çıktı zengin olmamı beklerken.

verdiğim hiçbir yemeği beğenmedi benimle birlikte, mekan mekan dolaşan kedi; bozmadı ağzının tadını. viski ve çikolataya alışan zengin bir kedinin, patates ve biraya aşılamasını bekledim aylarca.

sokağa atıldığını hatırlamayacak kadar yorgundu bir de.

kedi zengin

tabanca

namlusunu kime çevirdiğine göre değişiyordu tabancanın hayatı. ben, hep aynı ben’dim oysa, kendime ateş ediyordum namluyu her gördüğümde.

kendime dönmem bile yetiyordu o zamanlar tabancanın korkmasına. yaşadığım hayatı, var sanıyordu, hiç mermi yoktu oysa içimde!

konuşmuyor ve bir tetiğe sığınıyordum onu gördüğümde. mutluydum. korkmaya alıştığım korkudan bile daha çok korkuyordum oysa tabancadan.

uzun uzun konuştuk sonra tabancayla, havada yaklaşan mermiyi izlerken…

 

çakmak

iki çakmak karşılaşıyor çalışma masamın üstündeki kalemliğin içinde. birinin gazı, ötekinin taşı yok; eksik ikisi de…

utangaç, bakışıyorlar. ürkek adımlarla, birbirlerini süzerek, nereye gittiklerini bilmeden dolaşıyorlar bir süre, mürekkebi bitmiş kalemler arasında.

kıvılcımlar çıkararak yaklaşıyor gazı tükenen çakmak, taşı tükenen çakmağa. öpüşüyorlar sonra; masamda bir aşk, alevler sarıyor her yanı.

sigaramı yakmak için borç istiyorum ateşlerinden, ısınıyoruz bir süre; çakmaklar, ben ve kalemler, çalışma masam yanarken, birlikte…

YAZAR: Ali Hikmet Eren

Check Also

anti_gravity_room

Defter 9 – Ali Hikmet EREN

yerçekimi her defasında, ne kadar tutunmaya çalışırsam çalışayım, tavandan başlıyordu yerçekimi ve ben sıkılmıştım tavana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com