ANA SAYFA / ANA SAYFA / DEFTER 10 – Ali Hikmet EREN
Kaan-İnce

DEFTER 10 – Ali Hikmet EREN

çıkrık kendine dolanıyordu

                                                            -kaan ince’ye…-

 …kimse anlamıyordu çıkrığın dilinden! ip boğazına dolandıkça suyunu çekiyor, gevşetirseniz boşalıyordu suya.

beklemeyi seviyordu bazen de çıkrık çektiği suyun ağırlığında… ipine bulaşan suyu, suyuna yansıyan silüeti, bir su damlasının düşerkenki sesini bekliyordu kuyuda. kendini asmak istiyordu beklerken de suda.

çıkrığın boynuna dolanan ip değildi aslında!

 

şarap

 

bir üzüm salkımının içindeydim. sirkeler, pekmezler ve mayalar arasında dolaşırken, sızdım bir zaman sonra bir üzümün çekirdeği içinde.

elinden tutup hayyam’ı, gezmeye çıkardım sonsuz bir bağda, orada. denize baktık birlikte. yüzme bilmiyorduk, sadece baktık denize. pusulası kaybolmuş şişeler vurmuştu sahile, onlara yazdık.

resimli kitaplar resmigeçidi geçti önümüzden, küfreder gibi,  biz sahilde gezerken hayyam’la.

yaşlı deniz kabuklarıyla arkadaş olduk sonra, utangaç bir kum saatiyle; unuttuk üzümün ve çekirdeğin bize ettiklerini.

 

kurbağalar devrimi konuşuyordu

 

o kadar güzel saklanıyordum ki saklandığım yerde, kimse beni görmüyor, bense insanların sakallarının bile uzadığını duyabiliyordum yarım kulağımla…

kurbağalarla konuşuyordum bütün gün; ölü ve yaralı kurbağalarla. işim neydi ki hem saklandığım karanlıkta; konuşmak değil mi?

devrimin gözlerini görecek kadar bir ışık sızıyordu sığınağıma; geri kalan yerlerini kurbağalar anlatıyordu bana.

-ben gözlüksüz sanıyordum devrimi!

 

bataklık

 

çırpınan kocabaşlar ve devasa timsahlar arasında sürünerek geçiyordum bir bataklığı.

boğularak geçiyordum demek daha doğru olacak belki de, bataklık derin. çamurun üstünde kalmaya çalışırken, etrafımı saran devasa timsahların gözleriyle birlikte tutunabileceğim bir sandal bakınıyordum.

kocabaşlar kaçtılar benden, timsahlar yemeye çalıştılar beni, tam ortalarında kaldım!

Ben sandal bakınırken, bir tarih kitabına tutundum tam da o sırada, kocaman, kalın bir tarih kitabına. çamurun üstünde kalmamı sağladı tarih kitabı. kızmak mı?  hiç de kızamadım o çaresizlikte tarih kitabına.

çamurlar çekilmeye, kocabaşlar çırpınmaya, timsahlar bütün ihtişamıyla görünmeye başlamıştı.

gezdik bir süre daha tarih kitabıyla, bataklık kurumuyordu bir türlü.

 

nasır

 

ayak serçe parmağımdaki nasır, büyüyüp durdu güne günden; öteki ayağımın topuğuna… cerrah baba, senin için erken, dedi; acı çekmelisin daha!

duymadığım şeyler değil…

kalakaldım iki ayağımın ortasında, yürüyemedim epey bir zaman. hiçbir boşluğa, cerrah baba’ya bile gidemedim. bana mısın demedi nasır, vurdukça vurdu!

nasır’la asır arasında bir ilişki olmalıydı… ona bile gidemedim acıdan…

YAZAR: Ali Hikmet Eren

Check Also

kaat

ŞİİR NEREYE, TEKNOLOJİ NEREYE? – Ali Hikmet EREN

  1. doğum günümü kimse, hatta osman nuri bey bile bilmez. girmedim sosyal ortama; benim …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com