ANA SAYFA / ANA SAYFA / Defter 9 – Ali Hikmet EREN
anti_gravity_room

Defter 9 – Ali Hikmet EREN

yerçekimi

her defasında, ne kadar tutunmaya çalışırsam çalışayım, tavandan başlıyordu yerçekimi ve ben sıkılmıştım tavana yaşamaktan, yarasalar gibi bağımlı kalmaktan tavana.

gökyüzüne her baktığınızda eşya görmek iyi bir fikir de değil aslına bakarsanız. birkaç eşya daha çıkardım bu yüzden tavana; kanepe, televizyon ve kumanda…

evreka, evreka! nesneleri tavana nasıl yerleştireceğimi bile buldum boşlukta!

 

kediler nankör çıktı

iki kedi aldım çarşıdan; şirin, iki yavru kedi. tekirdi biri, öteki hiçbir şey! emin olamadı çarşı da.

iyi geçindiler ilk zaman, geçindik. mama kaplarından kahvaltı yapmama bile sevindiler.

her şey çok güzel gidiyordu ki, nedendir bilmiyorum, ikisi bir olup, halının altına süpürdüler beni bir sabah.

mama kabımız üstünde kaldı halının.

her kahvaltıda onların mırıltılarını, kahvaltı sonrası sevişmelerini dinledim halının altında.

anısı vardı, atamadım halıyı, çıkamadım bile altından.

 

buzdolabı

en yakın komşumdu buzdolabı; dostumdu. her açıldığında bana içini döküyor, ben sussam bile o konuşuyor, ayakta tutuyordu dostluğumuzu.

zamanla birbirimize çok soğumuş olmalıyız ki; bozuldu buzdolabı, açıldı aramız.

bir süre hiç konuşmadık, içini dökmedi, kapısını açmadı bana.

birlikte ısınmaya başladık sonra… çok zor ısındı buzdolabı eve! dostluğumuzun baki olduğunu, bir eve ihtiyacımız olduğunu anlattım ona.

anladı, buza kesti kendini mutfak kapısında!

 

çay

ne kadar karıştırırsam karıştırayım, erimiyor çaya attığım şeker! şekeri azaltmalısın, diyor yan masadan küstah bir çay.

çayı bırakmayı bile düşünüyorum o an. yan masalardan, özellikle de bir çaydan gelecek herhangi bir akla ihtiyacım yok çay kaşığıyla boğuşurken.

kaşık beni kandırmış, şekere hiç ellememiş, hayatını bağışlamış bile olabilir.

bunları düşünürken kaşığın erimeye başladığını, bardağımda hiç kaşık kalmadığını görüyorum.

yüzerek uzaklaşıyor şeker!

 

kuruyemiş tabağı

tuzlu fıstıklarla fındıklar karışmadan durabiliyor tabakta!

fıstıklar kabuğunu kırmış, fındıklar yarı çıplak. ince, tülden bir gecelik var fındıkların üstünde.

utangaç her ikisi de; yarıya inmiş kuruyemiş tabağında sevişmeden durabiliyorlar. elledim, avuçladım tabağı bir umutla; aşk yok!

bir parti vermeliyim belki de; biraz da kabak çekirdeği çağırmalıyım tabağa!

 

 

 

YAZAR: Ali Hikmet Eren

Check Also

Kaan-İnce

DEFTER 10 – Ali Hikmet EREN

çıkrık kendine dolanıyordu                                                             -kaan ince’ye…-  …kimse anlamıyordu çıkrığın dilinden! ip boğazına dolandıkça suyunu …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com