ANA SAYFA / ANA SAYFA / Defter 8 – Ali Hikmet EREN
1282023-bigthumbnail

Defter 8 – Ali Hikmet EREN

butimar’ın korkusu

dalgaları izliyordum, nereden takıldıysa aklıma.

dalgaları izleyip, dalgalı kanatlarıyla çırpındı butimar. dalga yaklaşırken gökyüzüne, uzaklaşırken denize baktı kanatları.

deniz kurumasın diye su içmedi denizden. üç gün, aç susuz, yanlarından hiç ayrılmadan,  dans etti dalgalarla.

susuzluktan öldüğünü bile düşündüm.

sonra deniz birdenbire uzaklaşmaya, butimar, kanatlarını çırparak denizin peşinden uçmaya başladı. her dalgadan bir yudum su içiyor, denizi geri çağırıyordu.

çok uzaklaşmıştı butimar denizin peşinden uçarken. küçücük bir noktaydı artık ufukta. bir zaman sonra kayboldu, görünmez oldu.

butimarı görebilsem, denizi de görecektim…

 

ağaçlar

parka gidiyorduk. en yakın parka giderdik hep. elimden sımsıkı tutup, hiç bırakmadı kendini.

hakkımda konuşup durdu yolda, o kadar çok konuştu ki, kendimi hiç tanımadığımı bile düşündürdü bana.

düşünürken ağaçları dinledim.

bir banka oturduk. elimi hiç bırakmadı, kalkmadı yanımdan, salıncağa binmedi, kaymadı kaydıraktan… ağaçları dinlemeye devam ettim ben de.

eve dönüş yolunda, hakkımda konuşmaya, hiç tanımıyormuşum gibi torunlarımdan söz etmeye başladı bana.

otuz beş yıl önce olsa, oynardım kızımla!

 

balkon penceresi

gecenin bir yarısında balkona çıkıp, diğer balkonları dinliyorum. balkonlar ne çok konuşuyormuş meğer kendi aralarında!

benimkinde çıt yok!

asıl gürültü ben yatağıma dönünce başlıyor, iyiden iyiye çenesi düşüyor hepsinin de. benim balkonum da konuşmaya başlıyor onlarla; iş çeviriyor ardımdan, tanıdık geliyor sesi.

ne konuştuklarına dair duyduğum merak uyutmuyor beni. bir o yana, bir bu yana dönüp duruyorum yatakta. her balkonun içinde bir ev olsa gerek, diye düşünüyorum.

gürültü gittikçe artıyor, en çok da benimki…

uyumalıyım; ne kendimi, ne balkonları dinleyecek zamanım var… yorgana gömüyorum kafamı!

 

apartman

çok katlı, aynalıbeton bir eve giriyorum gündüz vakti. girmeden önce aynada kendime bakıp, ellerimle düzeltiyorum saçlarımı.

bütün odaların kapıları ardına kadar açık! hangi odaya gireceğimi bilemediğim için, bütün kapıları üstüme kapatıp, çıkıyorum evden.

aynalıbeton ev gülümsüyor bana, anlıyor yabancı olduğumu; karartmaya başlıyor aynalarını. ne evi ne de kendimi görebiliyorum artık… çok karanlık.

giriş kapısının önünde kalakalıyorum; kapı numarasına bakarak!

 

tuzluk

içine karabiber konulmuş bir tuzlukla tanışmıştım.

bizi kim tanıştırdı, karabiberi o tuzluğa kim koydu, bunları kendi mi istedi bilmiyorum ama, içine karabiber konulan bir tuzlukla tanıştım ben!

intiharın eşiğindeydi tuzluk, onu biberlik olduğuna, tuzdan bir şatoda yaşadığına inandırmaya çalışmıştım.

günlerce buluşup konuştuk hep aynı masada. her şey iyi gitti bir süre, benim kim olduğumu bile sormadı. aklına, başka masalardan başka insanlar girmiş olacak ki, değişti sonra tuzluk…

karabiber sanıyor şimdi de kendini; biber komasına giriyor üstelik, uzaktan izliyorum…

 

 

YAZAR: Ali Hikmet Eren

Check Also

KT-Wonder-Beans-56a34bb75f9b58b7d0d151f2

Defter – 6 Ali Hikmet EREN

fasulye eski kömürlüğümüzün duvar dibinde kendiliğinden çıkan bir fasulye vardı… büyüdü ağaç oldu sonradan. gecekondu’daydık …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com